Cuma, Kasım 30, 2007

ve yine yeni yeniden sana :)

nefes alamıyordum. herşeyim öyle karışık ve öyle sönüktü ki... yaşadıklarım, özellikle son zamanlarda, içimde kalan son "yaşama hırsı" kalıntılarını da yıkmaya başlamıştı inan. hep oğluşumu düşenerek tutunmaya çabalıyordum hayata... elimi uzattığım herşey uzaklaşıyordu sanki benden. kayboluyordu.
ölümler, ayrılıklar ve başkaları üzülmesin diye kendimde topladığım mutsuzluklar...
terk etmeler, terk edilişler...
yalanlar... sahtekarlıklar...
beklentiler, benden ve benim olanlar...
bir de tüm bunlara sonbaharı da ekleyince hayat, hepten silikleştim, uzaklaştım herşeyden.
kendimi attım bi' kenara, yaşamak zorunda olduğu için yaşasın diye... aynaya bakmadan bile hatta... sadece solusun diye.
sonra sen geldin. önce sadece konuştun benimle. dinledin beni. anladın.
sonra... sonra sıcacıktın.
ilk defa biri "önce sen" diyordu bana. "önce sen"... dost da olsak, arkadaş da, sevgili de "önce sen"
"boşver" dedin sonra da... "nasılsa güzelleşecek her şey bir gün"... ve sırf sözlerinle söylemedin bunu. hayır, öyle olsa hissetmezdim ben de...içimde olmazdı bu kadar... inanmazdım can-ı gönülden.
"nasılsa her şey güzelleşecek bir gün"
derken gülümseyişine takıldım. tertemiz. sıcacık... "hiç birşeye mecbur değilsin" diyordu. bunu da bana ilk defa biri söylüyordu. "-melisin, -malısın" yoktu gülümseyişinde. "yap!,et!"ler de yoktu. sadece "sen de gül" vardı "sen de gül!!!"
gülüyorum işte yine, sayende... cıvıl cıvıl oldu içim. dışarının tüm sonbaharına rağmen, rengarenk bahar geldi içime. mis gibi... ılık ılık...
ve böylesine bir güven, böylesine bir huzur hiç olmamıştı baharlarımda...
tüm dünlerim dünde kaldı sayende.
yarınlarım nasılsa gelecek biliyorum.
ve sayende sevdiğim, sayende doya doya bugünümü yaşıyorum.

Perşembe, Kasım 29, 2007

evet! evet kesinlikle :)


Bak yıldızlar altında gözlerimin içine
Duy, rüzgarların bize anlattığı birşey var


Bir fısıltı gibi bazen o en büyük çığlıklar
Bilmezler mi gelir geçer en büyük fırtınalar


Biz aşkı meleklerden çaldık
Birbirimize sımsıkı bağlandık

(Erhan Güleryüz)

"sanaaa" dediğim O'na :)


sadece anlaşılmak... içimin görülmesi...
başka bi'şey beklemem ki ben.
bir şey yaptıysam, bir söz söylediysem, yaptığım gibi, söylediğim gibi midir asıl olan?
saklı gizli konuştuğumdan değil, bir kelimeye bile çok fazla şey sıkıştırdığımdan...
sadece anlaşılmak... içimin görülmesi...
kimseler görmedi ki...
bilmedi ki...
hiç sözsüz, hiç sessiz anlaşamadım ki...
hep bir şeylerin, hep kelimelerin aracı olması gerekti.
oysa o kadar netim ki...
tek istediğim anlaşılmak... içimin görülmesi...
ve sen beni öyle derinimden görüyorsun ki...

banaaa :)





sanaaaaa :-*











Çarşamba, Kasım 28, 2007

:) O'na...


ne kadar çok benziyoruz... ne kadar çok...
kalplerimiz, sözlerimiz, hayata bakışımız,fikirlerimiz ve zekamız :p...
yıllar öncemdeydin, yıllarla ara verdik ve işte şimdi yine geldin. ve gelmenle hayatıma yepyeni "gülüş"ler getirdin. hayatımı daha çok sevdirdin.
e söyle şimdi, sen nasıl sevilmeyesin?
:-* mucuk sana en bi' bolundan hem de :)


Salı, Kasım 27, 2007

kendi kendini yazdı...

oturdum klavyenin başına, bıraktım ellerimi, parmaklarımı özgür...
bakalım ne yazacaklar diye...
başladılar işte, bakın, harflerle oynamaya.bilemediler tek başlarına kalınca hangi harflere koşsunlar. dayanamadı biri ve benden yardım istedi. "ne yazalım yardım et, en azından sen sor, söz cevaplar bizden, hiç yardım almadan senden" anlaşmayı kabul ettim. ve sorumu yönelttim: "ben kimim?"
bi süre durdular hiç birşey yazmadan. aralarında fısıldaştı parmaklarım. sonra paylaştılar harfleri, herkes koştu kendi harfine dokundu.
"sen, sevmekle yaşayan, özlemi yeni anlayan, korkularından kaçan, kavgalarını yarım bırakan, bildiklerini saklayan, bilmediklerini bilir görünensin... sen, cesurum diyecek kadar korkak, korkuyorum diyecek kadar cesursun. sen demek istediklerini diyen ama asla herşeyi söyleyemeyensin. sen hayatına girenleri önemseyen ama bir ihanet bir yalanla adını unutacak kadar silensin. sen yalan söyleyen, dogru söyleyensin...
sen dediklerini yapabilen ama yapabileceklerini beceremeyensin.
yanlış anlaşılan, anlayamayansın. anlaşılanlarını kendin bilmeyensin. bildiklerini kendin anlayamayansın.
sen, ümitli, sen umutsuzsun...
sen aşıksın. sen annesin...
bazen gencecik insanlara birşeyler veren ama asıl verilesileri veremeyensin.
sen kırgın, sen küskün ama sen barışıkmış olansın. sen hüzünlü sen gülümseyensin.
sen en tanınan tanınmazsın.
sen kendini ögrenemeden anlatmaya çalışansın.
sen aşık... sen annesin...
aşkı kaybetmek istemeden gitmesini isteyensin. sen onu deli gibi kıskanırken başkasını bulmasını dileyensin. sen bu dileğinin kabul olmasından korkansın.
istediğini bilen bilmedigini isteyensin. istedigini bilmeyen, bildigini isteyensin.
sen annesin... sen aşıksın...
güvenmek isteyenken güveni öğrenmemiş olansın. güvenilmek isteyenken güveni öğrenmeye çalışansın. ve ne güvenensin ne de güvenildiğini bilen...
sen aşıksın, sen annesin...
hayat verdigin parcan için imkansızları yenebilensin. anneligin ugruna herşeyi yapabilensin.
sen hayatı seven ölümü isteyensin.
sen ne doğru ne yanlışsın.
sen sadece İNSANSIN"

Pazartesi, Kasım 26, 2007

bi' de ne göriim meğer aradığı bambaşkaymış da fırsat bulamamış benim yüzümden :s



madem yeni canlar almış hayatına... yeni isimler katmış.
yeni tenler arıyor belli.
o halde ben niye hala ağlayıp "özledim" diyeyim ki...
şimdi şarkı söylemek lazım işte avaz avaz :)
"sevdiiim sevilmediiim, seveniii sevemediiim..."
hadi bana müsade.
yolculuğum değerimi bilenlere ;)
ve zaten kim olduğu da aşağı yukarı belli :)
"yaslııı gittiiim şen geldiiiimmmm... aç koyynuuunuuu ben geeeldiiim" :P




e peki aşık olayım bari :P

madem konu yine aşk, o zaman biraz derinlerine dalalım
kendimizi şöyle bir aşkın içine salalım.
ne bekler insan karşısındakinden, nedir aradığı?
kimselerde bulamayıp da O'na gelince "heh işte bu" dediği?
nedir?
ne arar?
bir kadın neden aşık olur?
bir erkek?
nasıl biter tükenir bir aşk peki?
ya da biter mi ki?
tenini hissetmekten aldığı tat, neden eşsizmiş gibidir aşıksa?
ve öpmenin, öpülmenin sonsuz sayıda olmasının dileğindeki neden...?
nedir, nedendir aşk?
ve aşık olmak neden bu kadar güzel, bu kadar zordur?
ya hayatın tadı, neden aşık olunduğunda daha bi hoştur?
altı üstü bir hormonun seviye değişikliği madem...
hormonlarına söz geçiremezki zavallı adem...
e ben de bu yüzden "gönlümü saldım çayıra, hadi mevlam kayıra" :)

lütfen yapma!!!

yok, aramıyorum ki ben aşkı. aklımın ucundan dahi geçmiyor şu an.
önceliklerim var çünkü içinde aşka yer olmayan...
ama sen?
her fırsatta o kadar güzel gülümsemeli misin bana?
yumuşacık konuşmalı mısın?
güldürmeli misin beni?
kendimi "dünyanın en güzel kadını" hissettirmeli misin?
yapma böyle.
en azından şimdilik.
yapma!!!
belki biraz zaman sonra ;)

Pazar, Kasım 25, 2007

dosta...dostuma...


canımsın... dostsun. sırdaşsın. kardeşsin. cansın...
keşke elimden bir şeyler gelebilse ve hayatını kolaylaştırabilsem :(
ama sözüm söz, düğününde 3 burma takacağım :)
herşey için çok ama çok teşekkür ederim... bu tertemiz ve olduğu gibi olan, saydam, şeffaf kalbini hep koru e mi?
o kadar çok ki aksi halde olup da utanmadan çarpan kalp sayısı...
ve iyi ki varsın kardeşim, dostum... iyi ki varsın sırdaşım...
veeee "topuuuuuuukkkk"


Perşembe, Kasım 22, 2007

sihirli değnek



belki de tek bir cümle gerekti, bozabilmek için büyüyü...

ve o cümleyle bitti.

içimdeki herşey, sana ait olan, uçup gitti...

Cumartesi, Kasım 17, 2007

eee n'olmuş yani?

dışımdakiler ve dışardakileri hatta seni bile ilgilendirmeyen bir konu bu.
bu sadece beni ilgilendiren, bende olan bir şey...
söylenecek söz, anlatılacak herhangi birşey varsa, ben yapacağım kendime...
kimseden ne bir cevap ne bir öğüt istiyorum
seni "ben" seviyorum
kime ne... ve hatta "sana ne!"

Ugi'M gideli, bugün, 4 yıl oldu...

gittin gideli çok şey değişti Uğur'um.
ne aşklar ne acılar ne mutluluklar yaşandı.
seni ilk gördüğüm gün minicik ayaklarınla, sana kocaman bana iki adım olan koridorda yürüyüp uyanmaya çalışan gözlerini ovuşturuyordun.
son gördüğümde...
son gördüğümde sımsıkı sarılıp beni kucaklayıp havaya kaldırdığında, kokunu çektim içime derin derin.
sanki bi daha göremeyeceğimi bilerek depoladım.
"yok artık, gitti" dedikleri gün inanmadım, inanamadım.
yaz geldi sen gelmedin.
anladım.
anlattı yaz bana gidişini.
"yıldız oldu" dediler Deniz'e.
yıldızların da öldüğünü öğrendiği gün, bana sevinçle koşarak dedi ki, "sevin bak Uğur dayı öldü yıldız oldu. yıldızlar da ölüyormuş. yani o kocaman yıldız ölecek ve Uğur dayı geri gelecek. sevin"
sevindi her göremediğinde o kocaman yıldızı, bulutlu havalarda.
yaz geldi o da anladı, yıldız ordaydı. orda duruyordu.
bekliyoruz seni Uğur'um. bekliyoruz gelişini.
o kısık sesli kahkahalarını.
"ori"lerimizi yapacağımız yeni günleri.
"türküz biz"lerini.
"en büyük beşiktaş"larını. bekliyoruz Ugi'm.
yeter artık gel hadi.
üzdüğün yetmedi mi?
tamam anladık "an'ların" kıymetini.
bi anda yok olunabilir öğrendik.
öğrettin tamam.
salına salına yürü yine yollarda tüm vurdumduymazlığınla.
yemekler iste annemden.
babam yine meraklansın her geç gelişlerinde. kızsın sana. aramadın haber vermedin diye.
hadi kuzen gel işte.
verin Onur'la yine elele kızdırın bizi. Umut'la kafakafaya vuruşturun yine denizin altında.
yer bırakma Onur'a koca sahilde yüzemesin, seslensin "Uğur çekiiil ben yüzücem"
lütfen gel.
daha düğününde oynayacağım sözüm var sana.
hem gidişine çok kırgınım. 24 çok erkendi zaten.
gel bekle 70 ol 75 ol 80'inine gel. sevdiysen oraları dönersin yine o zaman...
ama şimdi gel.
özledim seni.
özledik çok.
ben konuşsam da fotoğrafın konuşmuyor benimle.
sigara içemiyoruz fotoğrafınla karşılıklı.
hadi Ugi'm yetmedi mi?
bak dört sene oldu.
ayıp ama. yazık bize.
tamam bi gün ben gelicem yanına, biz gelicez biliyorum ama önce sen, önce sen gel. unutulmadığını gör.
ne kadar sevildiğini anla.
özlendiğini hisset.
gel!!!
şişe şişe cola içelim sabah kahvaltısında.
her öğlen mantı yiyelim.
her gece bol acılı kokoreç...
ve her sabah çekelim karnımızı içine ve diyelim "of ya göbek yaptık yine"
dön Ugi'm.
bekletme bizi.
hiç değilse her gece rüyalarımıza gel.
sarılıp özlem giderelim.
konuşalım hiç bi'şeyden.
koklaşalım.
dertleşelim.
bekliyorum.
mutlaka gel oldu mu kuzen?
seni çok seviyorum... seni çok seviyoruz...
mutlaka gel!!!

Salı, Kasım 13, 2007

kendime bir hatırlatma...

senin kavgan büyük gülüm. boşver sıradanlıklarla uğraşmayı. ismin kalacak ardında ve sen bunun için varsın. uğraşma artık "hayatlara" katılmaya çalışmakla.
bırak dileyen varsa, gelsin girsin senin hayatına.
senin kavgan büyük gülüm. kimseler bilmez kavganı görmez.
sen senin için, sen "onlar" için yapıyorsun bu kavgayı.
yıllara yorgun düşüp, hayata incinmişlerin gözlerinde ışık olduğunu varsın kimse bilmesin. "onlar" biliyor ya gülüm.
minicik hayatlara verdiklerinden bi' haber kalsınlar. "onlar" gülümsüyor ya.
hiç görmediklerin, bilmediklerin doyuyor, ümit doluyorsa içleri, kimse bilmese de olur. bilmediklerin biliyor gülüm, bildiklerinden sana ne...
yolun uzun. yolun karışık. ama zevkle koşuyorsun o yolda.
boşver gülüm mutlusun sen böyle. yalan mutluluklar arama, gerçeklerine daha sıkı sarıl.
seni her gördüklerinde "sevgi"yle bakan onlarca minik ve onlarca yıllanmış göz var gülüm. kaç kişi sahip o gözlere?
sana yıllarca birikmiş sırları açan ya da tazecik umutlarını paylaşan kalplerin var senin.
kaç kişi sahip o kalplere?
senin kavgan büyük gülüm...
bırak dışardan "göründüğün"ü bilsinler.
yetinsinler.
hazineni anlayanlarla paylaşmaya devam et gülüm.
sen mutlusun onlarla. onlar mutlu seninle.
huzurlu koyuyorsun "onlar"ı düşündükçe, yastığına başını. o huzuru bozanları at kafandan. sil. geride kalsınlar.
her yeni nefes, "hoşçakal"a bir adım unutma...
"hoşçakal" dediğin gün, sen "hoş" git.
kalanlar "hoş" ya da "boş" kalsalar da olur.
sen hoş git gülüm.
yapmak istediklerini kimse için durdurma. kimse için erteleme.
sözlerin var, kendine verdiğin.
"onlar"ın gözlerini ışıksız kalplerini ümitsiz bırakma tekrar.
yapma gülüm. sakın yapma.
sevilmek sevmekten daha güzel gülüm.
hem sevenini sevmek daha kolay.
yapmacıkları ayır artık.
bırak düşünme bile.
iş olsun diye gül, iş olsun diye konuş onlarla. sadece konuşmak istediklerinde.
onlarsız eksik değilsin sen gülüm.
sevmeyi bu kadar sevme gülüm.
iyi değil bak.
sevilmek önce gelsin, bırak sırayı ona ver hadi.
sevilmeden seveceğin tek kişi "oğlun" kalsın.
sevmese de birgün seni, sen onu hep seveceksin.
onun dışındakilerse severlerse sevilirler.
sevmezlerse kendileri bilir.
senin kalplerin ve gözlerin var kimselerde olmayan.
senin kocaman bir kavgan var iz bırakacak olan ardından.
senin bir oğlun var kanınla hayat verdiğin.
senin bir "sen"in var ki tek "sen"in bildiğin....

Pazartesi, Kasım 12, 2007

bence de... ve bazen "ben" de

Güneş doğar
Güneş batar
Ama insan uyumaz bazen
Düşünür
Geceler kısa
Çabuk geçer
Ama insan uyumaz bazen
Düşünür
Deniz masmavidir ne güzel
Ama insanlar görmez bazen
Şiirler şarkılar masallar
Ama insanlar duymaz bazen
Üzme kendini
Ümitsiz gibi
Sevenin var bak
Ne güzel
(M.F.Ö.)

Perşembe, Kasım 08, 2007

14 yıl öncemden gelene :)

kaçmaya çabaladıkça ben aşktan, aşk beni kovalıyor.
ve olmayacak gönüllere yelken açıyor...
girme sakın hayatıma, uzak dur...
çünkü,sana aşık olmak istiyor bu gönül.

Çarşamba, Kasım 07, 2007

dialog

O: rüyada susuzların gözüne dünyanın her yeri pınar görünürmüş
BEN: bazen rüyadaki pınarı dahi kuruturmuş insan, fark etmediğinden susuzluğunu... boğazı kurur dudakları kurur ve onlar kurudukça hepten söyleyemez olurmuş susadığını... susarmış.
sustukça susar... susadıkça susarmış

Salı, Kasım 06, 2007

"YALNIZIZ" demiş Umut Kızılarslan..."yalnızız"


Yalnızız...
İkimizin de sıcağı öksüz artık!
Hayatı yaşanır kılmak adına,yalancı süslerle bezemeye çalışıyoruz zamanı...
Yarınlara ikinci el mutluluklar ısmarlıyor,her yarını dün ettiğimizde koca bir hiçle uyanıyoruz...
Olmadık insanlarla üç kuruşluk muhabbetlere oturuyor,tebessüm bile etmeyeceğimiz şeylere kahkaha atıyoruz…
Ama merhemimizin adı zaman…
Tutkal kıvamında susuşları, yalnızlığın keskin tineriyle inceltip, kendi kendimize mırıldanmalara çevirdiğimizde,dudaklarımızdan dökülen yalnızca “neyaptım?”...
Ne yaptık biliyor musun?
Belirsiz bir zamire sürüldük…
Aşkın hiçbir eylemi, çekilmez bu zamirle…
(Umut KIZILARSLAN)

Pazar, Kasım 04, 2007

bana yeniden hayat verenden... bende yeri apayrı olandan...sizi çok seviyorum!!! çok!!!

Dün ,yeni bir gün ise
içinde nefes almaktır adı, bil ki yaşamın
Yaşamak, sadece bir dün ise
içinde bil ki adı ölümdür, o doğmamış yarının.
(Kerem ALIŞIK)

Nina ya bensem...???

Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni!
O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem...
Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi?
O da burada demek... İyi...
Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep.
Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı...
Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan...
Yavrum için korkuyordum hep...
Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı...
Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum.
İnsan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz!
Martıyım ben.. Yo...
Değil de... Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız?
Yaa!.. Böyle işte...
Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı...
Tam küçük hikaye konusu...
Gene de söylemek istediğim bu değildi.
Ne diyordum?.. Evet, sahneden bahsediyordum.
Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum.
Şevkle, coşkunlukla oynuyorum.
Kendimden geçiyorum sahnede...
Oyunumu, herşeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık.
Buraya geleli beri her yanı dolaşıyorum.
Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum.
Size bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım.
Kaderine katlan, inancını yitirme...
Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum.
(A. Çehov-Martı)