bir kere "aşka" kapılmaya gör, ne güzel döner dünya sana. renkler daha canlı görünür, sesler daha güzel gelir kulağa... her yer "o" kokar, her söz ondan bahseder... izlediğin aşk filmlerinde bile başrolde sizsinizdir. özlem sarar bedeninizi, ruhunuzu, aşıksanız eğer... yanınızdayken bile özlersiniz ona ait birşeyleri. elinizdeyse elleri, dudaklarını özlersiniz. dudaklarını öperken,gözlerini... göz-gözeyken, nefesini özlersiniz. nefesi nefesinizdeyken, gülüşlerinedir özleminiz. aşıksanız eğer, dolu doluysa heryeriniz O'nunla, en cesur sizsinizdir ve en korkak da... onun için kaf dağının ardındaki canavarlarla savaşırsınız, onsuz kalmaya katlanamamaktan ölesiye korkarsınız. aşk varsa eğer, eğer sardıysa kalbinizi sarmAŞIK gibi, dünya size döner, siz ona... dünyada mevsimler değişir, sizde hep "bahar"dır... dünya her geçen an yok olmaya devam eder, sizse hergün yeniden doğmaya... varsa eğer aşk, yani varsa aşk işte, "herşeye değer ve hiç birşeye değişilmez"dir (bence).
karşı gelemiyoruz konulmuş kurallara. sanıyoruz ki güçlüyüz... meydan okuyoruz sözde doğaya. savaşıp duruyoruz. bir-iki başarı elde etsek, becerebiliriz zannedip, daha büyük bir hırsla saldırıyoruz. o ise ne savunuyor kendini, ne mücadele veriyor. nasıl olsa "koşulsuz" ve "kesin" galibiyetinin geleceği zamanı bekliyor. ve zaman gelince de "son noktayı" koyuyor. "sen kimsin ki" diyor, "nesin ki, ne farkın var, çiçekten böcekten? doğ! ve öl!"
doğduk... dediğin oldu. ama sevdik de, o hiç hesapta yoktu. ya "özlem" ona nedersin?" şarkı söyledik, şiir okuduk... sen ne bilirsin? şiirlere, şarkılara, konu olmak değil mesele, mesele onları hissedebilmek... renkleri senden alıp bir resme koyduk ama sen kendindekilerin farkında bile değilsin bence. farkında olsan yapmazdın, yok etmezdin bizleri. yenilerimiz gelse bile, tıpatıpımız değiller ki... benim rengim daha güzel belki, benim sesim... belki bir uğurböceğine sekiz tane siyah benek daha çok yakışıyor... dokuz beneklisi gereksiz belki. çınar ağacının kökleri o yöndeyken daha güzel belki... tavuskuşunun kuyruğu belki de bi' sonrakinden daha parlak... yani işte, benim de tenim benim sesim, benim ruhum, benden sonrakilerden çok daha güzeldir belki... farkında bile değilsin. ne aşkın, ne hayatın... ne arzuyu tanırsın, ne tutkuyu... ama zafer heppp senin. sevin hadi... ne yaparsak yapalım başaramıyoruz. doğduk emrinle ve emrinle ölüyoruz işte...
bir vurdumduymazlık çöktü ya bakalım sonu nereye varacak takmaz oldum kimseleri görmez oldum önüme geçenleri duymuyorum tek bir söz bile anlatılanları dinlemeden kafa sallayıp onaylıyorum sadece. aklıma fikrime tıkadım kendimi. kalbimin sözü bile geçmez oldu bedenime. amaannn adam sen de... ne demiş Nazım'ım? ... yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir
ne güzeldi, ne kadar özgürdümmmm. ve dediğimi yapıp, yepyeni bir “ben” doğurdum. atmam gereken her şeyi, herkesi attım, içimden, 1700 metreden aşağıya. bir “seni seviyorum”um kalmıştı, gizlenmiş meğer dilimin altına. onu da bitirdim dün, yenilenmedi, karşılıksız kalınca.
yarın akşamüstü, herkesi, herşeyi minicik bırakıp altımda, 1600 metreden seyredeceğim hayatları. içim kıpır kıpır... yıllardır hayalimdeydi ama bir türlü fırsat bulamamıştım. güneşin batışını izleyeceğim ve güneşle beraber unutmak istediklerimi de batıracağım, yok edeceğim içimden. yalanları sahtelikleri yapmacıklıkları. uçtukça ben, onlar da uçup gidecekler içimden, anılarımdan. yere indiğimde olmayacak-lar artık bende. yarın yepyeni bir ben doğuracağım gökyüzünde. offf yaaa! hadi hemen yarın olsunnnn..
bazen tükenir ya tüm umutlar, bir kapının eşiğinde beklersin ya hani yeniden sana uğramalarını. işte o zamanlarda, sıfırlaman gerek kendini. silbaştan başlaman gerek hayatına. yeniden yeşertmen gerek içindeki kökleri, filizlendirmen gerek. tüm gücünle hem de. yeniden sevmen gerek sevilesi ne varsa. yeniden aşık olman gerek. yeniden sevişmen gerek, sınırsız, doludizgin. tüm gücünle asılıp nefesine, ciğerlerini yeniden mis gibi doldurman gerek. gözlerini kapatıp çirkinliklere, "çalakaşık" yaşaman gerek...