Çarşamba, Ocak 31, 2007

ve en sevdiğim ilk "iki"m... "yaşamaya dair"ler


Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında
ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün
yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel
en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
2
Diyelim ki,
ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan, bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de
biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda,
daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

yürümeyi bilenlere... umarım ben doğru yürüyorumdur.

yürümek;
yürümeyenleri
arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek..
yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek ..
yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
yürümek;
yürekten gülerekten yürümek ...

aşkın hiç bir türünü anlayamayanlara yazmış... al benden de o kadar, Nazım!


O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli açan ev..

Salı, Ocak 30, 2007

naçizane...


aşkın en güçlülerini yaşamışlar. bir davaya aşktan vazgeçmezken bir insana aşkı da bilmişler ve göstermişler.
insanı sevmişler insan gibi yaşayamadan...
aşkı bilmişler tadına varamadan...
uğruna hayat verdikleri, ömür adadıkları kocaman bir aşkları olmuş, ne pahasına olursa olsun vazgeçmemişler.
ne haddime biliyorum.
ama düşündüm de kendimi bir an, mutlu oldum düşündükçe.
ben de tadıyorum o aşkları ve yapıyorum yapmam gerekenleri bu uğurda.
yukarı sıralara koydum kendimi birden bunu hatırlayınca.
oturduğum yerden alkış tutmayıp, oturduğum yerden kınamıyorum.
aşkım neyse onun için bedenimle, zihnimle, bileğimle, yüreğimle savaşıyorum.
onlar kadar güçlü değilim, onlar kadar cesur değilim belki ama en azından kendimle gururlanacak bir şeyler yapıyorum.
ve aşkın her türünü yaşamış olmanın huzurunu duyuyorum.
insana aşkı
davaya aşkı
bir AŞKa aşkı...

bu da dördüncüsü en sevdiklerimden


Ben senden önce ölmek isterim.

Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?

Ben zannetmiyorum bunu.

İyisi mi,beni yaktırırsın,

odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.

Kavanoz camdan olsun,

şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin

Fedakarlığımı anlıyorsun

vazgeçtim toprak olmaktan,

vazgeçtim çiçek olmaktan

senin yanında kalabilmek için.

Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.

Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.

Ve orada beraber yaşarız

külümün içinde külün

ta ki bir savruk gelin

yahut vefasız bir torun

bizi ordan atana kadar...

Ama biz o zamana kadar

o kadar karışacağız ki birbirimize,

atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.

Toprağa beraber dalacağız.

Ve bir gün

yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse

sapında muhakkak iki çiçek açacak :

biri sen biri de ben.

(.........)

aşkları en güzel yaşayandan... en sevdiğim üçüncü şiiri


Bir tanem!
Son mektubunda:
'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.
'Seni asarlarsa seni kaybedersem;
diyorsun; 'yaşıyamam! '
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı.
Ölüm bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü razı olmuyor gönlüm.
Fakat emin ol ki sevgilim;
zavallı bir çingenenin kıllı,
siyah bir örümceğe benzeyen eli geçirecekse eğer ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için boşuna bakacaklar Nazıma!
Ben, alaca karanlığında son sabahımın dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız yarı kalmış bir şarkının acısını toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli altın renkli, gözleri baldan tatlı arım benim:
ne diye yazdım sana istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli bir mahpusun karısı.

severken ve özlerken, sensizliğe alışmak... seni unutmak...


gün bitiyor... gün doğuyor... doğan gün yine bitiyor... ve yeni bir gün başlıyor...
"seni sevmek" bitmiyor "seni özlemek" de. her yeni günde yeniden başlıyorum o güne sevginle, özleminle... her yeni günle yeniden sevgin ve özlemin başlıyor.
"yeni gün", "yeni günler"e döndükçe, sevgin ve özleminin yanına "sensizliğe alışmak" ekleniyor yalnızca.
artık her yeni günde, seni seviyorum yine. seni özlüyorum yine. ve her yenisiyle, sensizliğe alışıyorum işte. her yeniden geleniyle bir parça daha "sensiz" kalıyorum. her seferinde bir parçan daha yok olup gidiyor içimde.
seni sevmeye ve özlemeye devam ederken, sensizliğe da alışmak ve içimden sana ayitleri atmak...
bende yok oluncaya kadar, sana ayitler...
tamamen sensizliğe alışıncaya kadar...
ve bir gün, güneşle kalktığımda, biliyorum ki tek sevgin ve özlemin kalacak bende. sen yok olup gitmiş olacaksın...

Pazartesi, Ocak 29, 2007

isteyenin bir yüzü kara....


yeniden "merhaba" demek isterim güzel günlere.
neşeli, heyecanlı, coşkulu hallerime.
ağız dolusu kahkahalarıma ve içimdeki kıpırtılanmalara.
yeniden "merhaba" demek isterim kendime ayit hayatıma.
yeniden keşfedip, yeniden koşmak isterim eski yollarımda.
yeniden bir aşk isterim bana has yine bana özel olanından.
bir hayale, bir hüzne, bir imkansıza tutsak olmayan.
yeniden bir aşk beni bana bağlayan...
gitmeyen, gidilemeyen. sımsıkı bağlı bir aşk.
"yaşamak güzelmiş" dedirtecek türünden.
enerjimi görecek, benimle tümlenecek biriyle yaşanacak bir aşk.
biriyle, bir şeyle, bir işle yaşanacak bir aşk.
yarın için sabırsızlandıracak, dünü özletecek
bugünün tadını doyumsuz kılacak bir aşk...
yeniden "merhaba" denecek bir aşk.

Cuma, Ocak 26, 2007

başlığını sonradan eklemek istedim, yazdığım "tekrar" yazısının.
MELEKLER ERKEK OLUR, HOŞÇAKAL MELEĞİM demiştim.
ve şimdi tekrar ediyorum...
hoşçakal meleğim...


rüyaymış meğer, gerçektir belki diye ümit ettiğim...
güzel bir rüya uyandığım.
sanki gerçekmiş gibi yaşadığım.
öyle farklıydı ki. hissettim sevildiğimi, her hücremle sevmenin tadına vardım.
tenini tattim sanki gerçekten. dokundum, sardım. öpüşlerinin sıcaklığını dahi hissettim.
hayal bile kurdum rüyamda. "belki"lerin hayalini. "neden olmasın"ları yaşadım inanın. uyandığımda anladım olmadığını. uyandım.
uyandırıldım. kendim kendimi uyandırdım. "saçmalama" dedim bana. "uyan işte. kaptırdın kendini rüyaya. olur mu sence? olabilir mi? bambaşka zamanların insanlarısınız. ne sunabilirsin ki ona? almak acıtmaz mı canını, gelecek hayallerini? kimbilir ne güzellerdir. tazecik hayaller. kendiyle ve sevdiğiyle paylaşılacak yepyeni bir dünya.ne oluyor sana? kimsin ki? hakkın yok buna. uyan hadi... çok uzadı bu rüya... uyan gör bak. herşey çok farklı. anlayacaksın demek istediklerimi, hak vereceksin bana. bırak onu zorlama bu rüyanın bir parçası olmaya. bırak yaşasın gerçeklerini,
gerçek sevmeyi sevilmeyi bilsin. mecbur mu o da rüyada yaşamaya? e hadi ama uyan. aç gözlerini. sen de bul kendi gerçeklerini. en azından öğrendin sevmeyi, özlemeyi. hatta kıskanmayı bile. anlatırsın ilerde.
birgün bir rüya gördüm. bir "melek" vardı dersin rüyamda. usulcacık geldi girdi canıma. soluttu bana dünyayı.
anlattı aşkı dersin. hatta utanmadan söylemelisin, demelisin seviştim diye. birini arzulamak ne demek tattım diye. demelisin ki bilsinler sana yaklaşmanın imkansızlığını. desinler ki biliyor o aşkı, sevmeyi, arzuyu... kandıramasınlar seni ben aşkım işte diye.
belki bir gün gerçekte yani yaklaşabilir biri sana ona yakın. melek olamaz tabi ama bi parçasını anlatabilir belki gerçekle rüyanın farkının. hadi kendim hadi. uyan artık.
heh şöyle. hoşgeldin işte gerçeğe..."
kendim dedi kendim dinledi tüm kelimeleri. "melek" dedi rüyamdaki aşka. melek. melek. doğruydu bu. bu kadar güzel şeyi kim hissettirebilir ki melekten başka?
kim güldürebilir ki böyle beni?
kim coşturabilir ki içimi?
nefes verebilir yeniden?
görmemi sağlar dünyada güzel şeyler de olduğunu? kim?
MELEK tabi. benim meleğim. bebeğim. sevdiğim. özlemim. yasağım. ayıbım. günahım. keşke'lerim. hayalim. imkansızım. arzum.
benim meleğim tabi. erkeğim. sevenim. tek'im. hep'im. kıskandığım. vazgeçtiğim vazgeçilmezim.
bir rüyaydi. bitti. uyandım. istemedim ama kendim kendimi uyandırdı işte.
uyanmasam rüyamda sıkışp kalacaktı meleğim. kurtardım onu esaretten. mecburiyetten. gerçeklerine yolladım huzurla.
biliyorum ki çok güzel gerçekleri. mutluluk var sonsuzca. kurtardı kendini meleğim. esir değil rüyama.
hoşçakal. hep hoşkal.
unutma e mi rüyamdın. çok sevildin.
sevileceksin de hep için. unutma e mi meleğim.
kalbim attiği sürece her vuruşundasın.
elimi uzattım sana rüyamda tam tutacakken uyandırıldım. elin bende kalmadı yani. ama benim ki hep sana uzatılmış kalacak.
gül hep için meleğim. gül. sev. sevil.
hayallerin gerçek olsun meleğim.
en yukarda ol.
ve içinde her an sevilmenin, özlenmenin, istenmenin, düşünülmenin huzurunu duy.
hoşçakal meleğim
ben yıllarımın yoluna, sen yıllarının.
HOŞÇAKAL

biliyordum... hata'm değildi "o" benim. biliyordum

budur işte ya, budur bi'tanem benim.
bi'şeyler güzelse, bırak güzel hatırlanabilsinler geçmişte kaldıklarında. ve bence de çok ama çok güzeldi.
sonunu sevmemiştim can yakmıştı, bugünkü konuşmaya kadar, ama şimdi işte olması gereken güzellikte oldu sonu.
duymak istediklerimi duymak çok mutlu etti beni,
çünkü artık korkuyordum "hata mıydı?" diyebileceğim cümlelere doğru yola çıkmaktan.
ama hata değilmiş işte.
en doğruymuş.
öyle doğruymuş ki hem de, biterken bile mutlu edip, huzur veren türünden.
"çok sevmekte haklıymışım sevilecek birisin gerçekten" dedirten.
herşey çok güzeldi ve hep güzel hatıralarla kalacak bende.
ve seni çok sevdim, ömrümce de seveceğim...
ne olursa olsun, dilerim asla muhtaç olmazsın, hiç bir şekilde kimseye ama eğer bir gün bana bir şekilde ihtiyacın olursa, aramakta beni tereddüt dahi etme.
elimden ne gelirse, gücüm ne kadar yeterse...
sen hep bambaşkasın bende
seni "hep" seviyorum kocaman yürekli küçücük sevgilim HEP
hoşçakal!!!

kulaktan duymakla tanınamazsınız ki, okumak bile yetersiz...


bir zamanlar içimdekileri dökmüştüm sizlerin ağızlarınızdan.
dosttunuz bana, en yalnız hissettiğim zamanlarımda.
duvarımı süslüyor sanılırdınız ama o kadarcık değildiniz bende. ve şimdi yine geldiniz, yalnız bırakmadınız beni sözcüklerinizle.
teşekkürler size, görebildiğiniz için, duyabildiğiniz için ve SÖYLEYEBİLDİĞİNİZ için...




Perşembe, Ocak 25, 2007

O dönüşlerinden U dönüşüne terfi ettim. hayırlı olsun vatana ve millete!!!


hayatım güzelleşmeliydi.
iyileşiyorum.
tiyatromlayım yine.
eski dostlarımlayım.
oğlumla herşey çok güzel.
okulum çok iyi gidiyor.
politikaya döndüm yine ve çok güçlü bir şekilde.
işlerim konusunda da bahtım açıldı...
ama neden hala mutsuzum? neden mutluluklarım tüm'lenemiyor?
neden içimde "of" dedirtecek bir soluk var. ve on'larca "of"a rağmen hiç bitmiyor?
neden gülümsemelerim takma duruyor yüzümde?
ne istiyorum? neyi? kimi?
bile bile bittiğini ne istiyorum hala? neyi? kimi? neden?
bitişler başlangıçlara sebep derler... neyi başlatacak bu bitiş peki?
ne zaman başlatacak, her neyse başlatacağı?
çabaladım kendimce...
"belki" ümidiyle...
boşuna olduğunu bile bile hem de...
dönüyorum "o" yoldan şimdi. keskin bir U dönüşü benimkisi. anlamsız çabaların yorgunluğunu tatmamak için. ve artık kimseyi ddaha fazla yormamak için.
dönüyorum ve tam tersi bir yönde yürümeye başlıyorum...
her geçen saniyenin, "ilaç" denilen ve öyle kabul edilen, "zaman"a ait olduğunu bilmenin avuntusuyla...

Çarşamba, Ocak 24, 2007

bir zincir bileğimde, ya gönlümdeki... ya boynumdaki... ya BENdeki?


yapmaya çalışıyorum. tüm gücümle. kalbime tıkadım kulaklarımı.
bakışlar
sesler
şarkılar
kokular
sözler
sözcükler
şiirler
yerler
evler
gök bile taraf tutuyor.
bir ince zincir bileğimde,bileğimde beni saran ve benimle bir ömrü geçirip toprağı bile paylaşacak olan.
taraf tutan herşeyi
sözleri, sözcükleri, sesleri, şiirleri
şarkıları, kokuları... her ama herşeyi düğümledim zincire. kazıdım her bir halkasına. gümüşüne kardım eritip hepsini hatta...
şimdi taraf tutan herşey bileğimdeki zincirde.
ve o zincirle sarıyorlar bileğimden beni sımsıkı. o zincirle hep bendeler. zincir gibi. hep benimler.
zincirime sarılıp ondan aldığım güçle yerine getireceğim benden istediğini...

sen başkaydın bende

evet, sen de gittin...
ve ben seni tanıma, seninle konuşabilme şansına sahip olmanın gururundayım şu an.
son günlerde çok kişi yitirildi Türkiye'yi ilgilendiren. hepsine üzüldüm hepsi birer İNSANDI çünkü. ama senin yerin apayrı bende.
Bülent Ecevit'in sayesinde tanıdım seni. Elimden tutup o tanıştırmıştı bizi. Sen anlatır, ben dinlerken "olmalı" dedim "herkes tanımalı seni, herkes görmeli, bilmeli gerçekten Lider olabilecek LİDERlerin de olduğunu"
ama o kadar tevazuu sahibiydin ki, anlatmaya değil, göstermeye bile çalışmadın, gerçekte taşıdığın değerleri.
ve herkesin gördükleri, bildikleri, herkese gösterdiklerin, bildirdiklerin; su yüzündeki minicik bir zirvesiydi devasa buz dağının.
seni çok özlemiştim zaten, şimdi o özleme bir de asıl özlem eklendi... hani şu sesini, yüzünü bir daha hiiiiç göstermeyecek türünden bir özlem.
değerini bilmediler, anlamadılar ya da sen anlatamadın ya da anlatmaya gerek duymadın, umarım gittiğin yerde bilinir değerin. aslında umarım değil eminim bilinecektir. yaratılırken, bir insana verilen değerli ne varsa, sonuna kadar kullandın hepsini sen çünkü.
işte bu yüzden eminim. yaratan seni, yarattığı için asla pişman olmamıştır.

hoşçakal sevgili İsmail Cem HOŞçaKAL

benceee

"insana insanı insanla anlatma sanatı" derler ama ı ıh. "hayatı insana anlama şansı verme ve insanı tekrar hayata getirme sanatı" bence.
ne güzel bir heyecandır o, tutamaz yerini hiç bir adrenalin salgılatabilme uğraşı, bence.
ne olmak istersen o'sundur o an. ama o'sundur gerçekte, gerçekte olamadığınsındır, bence.
içindekileri haykırabilme dünyasıdır, dünyadır hem de geoit olmayan eliptik dönmeyeninden, bence.
tuşsuz, "gönder"siz, "iletildi"siz iletişimdir. hayalle iletişilmek değil, nefesini hissettiğine iletebilmek, "iletildi"leri kulakla duyabilmek, gözle görebilmek, içinde hissedebilmektir, bence.
sadık bir yar'dır, terk etmez, terk etmek zorunda olsan da bekler seni sadakatle, terk edemezsin zaten istesen de, bence.
seviştir, sevişmektir. en zirve hazların yeridir. bittiğinde keyfi bir sigarayla noktalanamayacak kadar yücedir, bence.
aşktır. en büyüğünden. karşılıklısından. en hakikatinden. bilirsin seninle vardır. ve o'nu var oldurmak için var olmak istersin tüm gücünle, bence.
bencelerden en bence; hayat verdi bana yeniden. gülümsetti hem de dişlerimin de görünebileceği türünden. şevk geldi solumak için. anlamsızlığını gösterdi üzüldüklerimin. ne güzel bir örtü ki her "görmek istemediklerimi, acılarımı, unutulasıları, başarısızlıkları, zaaflarımı, zayıflıklarımı ve korkularımı örten. örtükten sonra da bir "abra kadabra" ile yok eden...
gülen ayva, ağlayan nar hesabı... güldükçe ayva gamzesiyle, ağladıkça narsuyuyla doyumsuzlaştıran. doyumsuzluğu bir "maharet"e sığdıran. doyumsuzluğu doymamasızlık yapan. ve o doymamasızlıkla, o açlıkla, bol bol mutluluk ve yaşama sevinci yediren.
ne güzel bir aşka aşık olmuşum, içinde hüzün olmayan, ayrılık kokmayan
SENİ ÇOK SEVİYORUM SADIK YARİM, HADİ GEL SAR BENİ YİNE... BEN SENİ ÖYLE BİR SARACAĞIM Kİ BU SEFER, DAĞLARI DELENLER, ÇÖLLERİ AŞANLAR, YAPTIKLARINI KÜÇÜMSEYİP, UTANACAKLAR!!!

amcaoğluna "koca" demek zorunda kalacak olan dost için bir tekrar


pek degerli, pek kıymetli, en yüce okur kitlem,
efennim, nice zemandır sizlerlen olamadıgım içün beni mazur görünüz. çünki oldukça yoğun bir araştırmacı yazar oldugumdan, pek bi fazla yoğun idim.ama fekat lakin, daha fezla dayanamayıp sizlerimsiz kalmaya, derhal ve süratlen yeniden karşınıza teşriflerimi sundum canımlarım...
bunca zemandır bilgi yoksunluğunuza sebebiyet verdiğim içün affınıza şeederim effennim. amma geldim ve tekrardan sizleri muasır medeniyetler seviyesine yükselticem değerli kitlem.
pek tabidir ki pek fazla mektup birikmiş oldu cevaplanması gereken. ancak ben aralarındaki ortak konuya sahipleri gruplandırıp kategorize ettim ve cevaplama zamanımdan tasarruf etmek üzere ayarladım efennim.
ilk cevabım, cok yoğun bir toplulugun puroblemi gibi görünen bi konuya ilişkin şey olcek efennim.
nitekim konumuz da TÖRE CİNAYETLERİ...
efennim bi kere hangi töre di mi? kimin töresi? ve bu töreyi kim icad etmiş di mi efennim? evvela bu sorulara cevap bulmalıyız zannımca...
bir kere törenin töre olabilmesi içün belli bazı kriterlere uygun olması gerekir ki, bu kriterleri şöyle sırlayabiliriz...
bir kerem kültürümüzden gelmelisonracığıma çok amma çok evveliyatı olmalı-ki kültürümüzden gelebilsin di mi efennim?-yüz yıllar ve hatta hatta bin yıllardır olmalı -ki evveliyatı olsun di mi efennim?
-bakıyoruz, türk kültüründe kadının yerine...her zaman önlerde, üstlerde olduğunu görüyoruz efennim. hatta öyle ki bazı türk beylerinde yönetimin en üst kademelerinde olabilecek kadar...
ayrıyetten dinimizden de biliyoruz ki allahın verdiği canı -cihatlar hariç- allahtan başkası alamaz...
şimdi bu iki konuyu birleştirerek duruma naçizane bi açıklık şeettirelim.
kuldur hata işler. sana ne bundan. di mi efennim? günahsa zati o kişi çekecek cezasını ebed-i mahşerde. cezai sorumlulukları varsa "adalet" diye bişey var di mi ama efennim?
örneğin mesela, genç bi kızcağız tecavüze uğramış ve hamile kalmış. be adam abisisin ya da babası, sana ne oluyor o garibimin canını alıyorsun? hangi töre evladını öldür der? zati yeterince içi yanmamış mıdır o kızımızın? neyine senin onun yaşama hakkını soluma hakkını elinden alıp, zati şanssız dünyaya gelmek zorunda kalmış minicik babasız bi bebeyi bi de anasız bırakıyorsun? bunun sevabından çok günahı olduğunu anlamayacak kadar salak olmak zorunda mısın?bu mudur insanlık? bu mudur hak? bu mudur doğru be cellat? bu mudur tören senin? düşene kocaman bi tekme atmak, hatta tekmeden bile vahşi tekmeden bile can yakan yok eden bi eyleme koyulmak?
kimse kaderini çizemez... yalan... yollarını seçer belkim amma seçtiği yolun doğru ya da yanlış olması bi kaderdir. hiçbir yol yanlış diye seçilmez. her yolun kendince doğru görünen bi tarafı vardır.
yanlış mıyım efennim? sonucunu tayin etmek sana mı düşer bre deyyus? köpek? sen çok mu töreselsin yani? her şeyin doğru mu senin?
yaradan bilir doğruyu, çeken bilir acıyı. sana ne oluyor maydonoz oluyorsun başka bi hayata? kendi hayatına dön bak... bitirmek neyine senin zaten bitmiş bir hayatı? destek olup, elinden tutacağına... bi dene bi yardım et. gör bak asıl töre denileni o vakit gerçekleştirmiş olacaksın. sevabının karşılığını fazla fazla alacaksın...
berdelmiş, namusmuşmuş...
erkekler tüm organlarını özgürce kullanabilsin diye mi vardır töreler yani?
töreye kurban gidenlerin çoğunun kadın olması 15 cm.lik bir organ eksikliğinden mi ibaret he?
kim seçme hakkına sahip doğarken kendini? söyleyin efennim kim?
ben erkek doğup padişah olucam diyerek mi dünyaya gözlerini açar ana rahminden çıkan bir bebe?
lanetler olsun size de töre diye kıçınızdan uydurduğunuz, zayıflığınızı, korkaklığınızı, içinizdeki psikopatı resmeden, ortaya sunan saçma sapan kurallara da.
insan olmasa töre mi olurdu sorarım size? töreleri oluşturan biziz. kime ne? herkesin töresi kendine ait olmalı önce. doğrusuyla yanlışıyla... sevabıyla günahıyla...
sen erkeksin gir canının istediğinin koynuna, gider doğanın verdiği en temel içgüdüsel ihtiyacını... diğeri kadınnnn. olamaz... tövbe... töre canım töre...
ne diiim sayın okurlarım? ne yazsam nafile.
beyin verilmiş tüm canlılara. sözde "insan" kullanabildiği için bu organını "insan". ama görüyorum ki yaban domuzları bile daha doğru kullanıyor bu organını. belki de ilkelliğimize gülüyorlardır hayvanlar. aralarında konuşuyorlardır dalga geçip bizimle.
töreymiş, namusmuş... iki bacak arasında mıdır töre? iki bacak arasındaki küçücük bi organa mı sığmıştır namus?
kirlenmiş, günaha bezenmiş ruhlarınızla namuslusunuz siz öyle mi?
yeter yaw tüketmeyin bari nefesinizle zaten azıcık kalmış oksijenimizi. törenizi de sokup en müsait yerinize defolup gidin dunyamızdan töresel törensel bir şekilde...
affınızı şeederim sayın okurlarım. çok sinirlenip hakimiyetimi kaybettim. amma işte durum buyken bu.
sizden tek ricam "beyninizi boşuna taşımayın" yazıktır, yüktür... son kullanma tarihi geçmeden bari kullanım kılavuzu doğrultusunda işlev kazandırın...
diyeceklerime burda son şeederken, hepinizi sinirden köpürmüş bir şekilde töresel kültürel öpüyor ve en töreli günlerin sizin töreli günleriniz olmasını şeediyorum effennm.
esen kalınız...
GÜLFİDANınız...

Salı, Ocak 23, 2007

eski dostlara merhaba ;) (ömerime gizli teşekkür4)




merhaba yine eski dostlara,
pşşşt burdayım ben, geldim...
döndüm ;)
hadi pamuklar kulaklara yeniden, yılların birikmişlikleri de eklendi çene kaslarıma güç veren, müthiş istilacı espiritüel kişiliğimi oluşturan, mükemmel ötesi kıvrak ve zekice ve hata ergonomik özellikli yaratıcı sözlerime.
ben geldim yaw, geri döndüm... he he...
tiyatroma kavuştum yeniden, yineden. en sevinen insan olarak Ömerime son olmayacak olan hatta sonu gelmeyecek olan bir "teşekkür" daha...
ömeğğrrğrrğğrrr!
offf yaaaa CANsın sen....

ömerime teşekkürüm3 ve dahi son değil yine de...


bitmeeezz. daha bitemez...
kolay mı? ayların, yılların birikmişliğinin çözümünü sunana bir çırpılık teşekkür yaraşır mı? yaraştı desen bile ben bir çırpıyla yetinir miyim? yetinirsin dense de, durabilir miyim? yok duramam kiii. kontrolden çıktı parmaklarım, bir o tuşa bir bu tuşa koşturuyorlar klavyede. "aaaa ayıp, yeter, durun" desem bile nafile ki nafile.
ama suç onlarda değil, deli gibi atan yüreğimde. paldır küldür vuruyor "yazın be yazın hepiniz yazın on'unuz birden" diyor. "durmayın lenn yazınnn"
e hal böyle olunca da bana klavye başında oturmak ve olaya konu mankenliği teşkili görevi kalıyor. işte böyle bak! (esss) (bakış anı sessizliği ve görüntüyü algılama ve dahi sindirme durağanlığı zaman diliminin müzikteki karşılığı :P)
bak (essss) (biliyorsun anlamı)
bak (essss) (busefer yorum yok, baydı)
bak (esssss)(....) işte aynen böyle...
oturttu beni parmaklarım klavyeye, yüreğim emretmiş kendilerine yaz allah yaz, yazıyorlar... aynen böyle. sesli sessiz, ünlü ünsüz harfleri, diğer bir ifade ile vokal ve konsonantları bir araya getirip değişik kombinasyonları ile "kelime" denilen ifadeleri oluşturuyorlar. ve sunuyorlar ortaya. bir sahifenin boşluk giderme çabasına ellerinden geldiğince destek olmak amacıyla.
yani işin özü, doğrunun sözü ve yahut sözle ifade edilesi şekli şu ki; ÖMER YAAAA SAĞOL SAĞOL SAĞOL!
ayyyy
harikaaaaa yaaaaa sağol Ömerimmmm oleyyy yuppi ve dahi yaba daba duuu ve hatta "na na naaa na naaa naaa"(kasap havası) yani işte bu.
bilmem anlatabildim mi? eğer anlatamadıysam hala içimdeki coşkuyu hatta anlatamamışım sayadabilirim seve seve... sen anla işte verdiğin hediyenin ne anlama geldiğini bende. sağol Ömerim yaaaa sen var ya sen... sen ASPİRİNden bile daha müthişsin :)

ömerim teşekkürü 2 (ve daha bitmedi)




yok yok bu böyle olmayacak... ne kadar özlemişim ben hayatımı. ne kadar dolmuş içime hasreti. ne kadar eksikmiş meğer bende.
bu böyle olmayacak.
içimin kıpırtısına bir dizgin gerek.
yoksa şimdi şu an koşup sarılacağım özlemime.
yaşamak bu olsa gerek Ömerrrr'im... yaşamak bu demekkkk.
deliler gibi saldırdım ben onsuz kaldığım yıllarımda bir "boşluk doldurası"ya. diplom diplom diplomalar aldım, iş miş hepsi -miş valla. para pul... ı ıh "pul". dans müzik eğlence... hıııh, en alası bende... oh be Ömer'im oh beee...
ne ölüm sıkıntısı, ne "en ultra parayı veren en mükemmel ötesi" işi arama telaşı, ne aşk ne meşk... Ömerimmmm...
Tiyatro bu yaaa Tiyatrooooo... var mı ötesi berisi he? var mı söylesene... kim anlar bu aşkı be Ömerim söyle hele?
ömür verdin ömrüme Ömerim ömürrrr kattın ömrüme. panzehirini sundun zehirlenmiş umuduma, hayatıma, geleceğime... "yaşasın yaşıyorum"ları atıp "ne zaman öleceğim"lerden geçip "off artık ölsem"lerde bir süre kalıp "hay ölemedim lanet olsun"lara vardığım ve orada mola verdiğim bir sıradaaaa sen gel, tut elimden, çıkar yolumdan, alıkoy molamdan ve beniii hooooop "oh işte burda yaşanır, bre ölüm geri dur"a yolla. heyt beee!!! ne güzel yolmuş bu yol yahu. unutmuşum burada dolaşmaya dolaşmaya yolun çukursuz çamursuz olduğunu. bas gaza, kökle şimdi. vınnnnnnnnn.... ne radar korkusu ne ışık ne de trafik polisi ve akabinde vereceği bizzat kendi cezası alıkoyamaz kiii beniiiiii.
ne beşi... 6, 7, 8, hatta daha da ötesi bir vitese taktım kendimi. açtım da müziğimi, şöyle "çıstak"lısından... ohhhh bağıra bağıra eşliğimle geliyorum Ömerim...
oh ki oh keyfime.
SAĞOLLLLLL verdiğin CAN için. verdiğin SOLUK için...tekrar dünyaya getirdiğin için... Ömerim sana artık "anne" diyebilir miyim :P

ben geldimmmm

ben geldim Istanbul. özledin miydi beni? birkaç gündür yoktum aslında ama sen sanırım 6-7 aydır görmüyordun beni. geldim işte yeniden. döndüm sana aynı ben. gittiğimdeki halimle döndüm sana Istanbul.
attılar ölümü benden. can verdiler yeniden. çok teşekkür ederim hepsine, herkese emeği geçen.
ne zormuş ne berbatmış hayata küsmek meğer. ne kadar "bana göre değil"lerdenmiş yaşadıklarım, hissettiklerim.
karmakarışıklığımın içimde olduğunu ve yalnızca içimde taşıdığımı düşünürken ben meğer ne çok dışa vurmuşum karmaşamı istemeden.
evet Istanbul döndüm yeniden, birkaç ayrıntısı kaldı düşmanımın bende ama onular da zamanla gideceklermiş işte.
geçen aylarımı düşündükçe zaman kaybımdan hırslandım. elle tutlur bir "hiç"le geçmiş onca zamanım. içlerinde bi güzellik oldu, olmadı desem yalan olurdu. aşkla geçen zamanlarım... ama o da geçti işte. üzüldüm bitişine, kim üzülmezdi ki... ama aşkım şimdi başka dilde. O'mu? O hep özel bir yerde kalacak. O'na ait yerinde. güzellik ve hayat dolu olarak. şimdi başka bir O var bende. başka bir sevgiyle baktığım. daha başka bir yerde ama "tek odalı" değil yeri artık.
her neyse aşk oldu dedim aşk oldu aslında. kırgın, küskün günlerimde elimden tutan. ve şimdi en büyük aşkıma döndüm, hayatımı yeniden avcuma alınca.
en büyük, yeri hiç doldurulamamış olan. asla vazgeçemeyeceğim ve işin güzel yönü vazgeçilmeyeceğim aşkıma. ve beni bu aşkımla tekrar buluşturan ve hatta aynı aşka aşık olan dostuma da candannnnnn bir teşekkür...
dörtbaşı mamur şahin çakırpençe
suzan bereket yine aynı yerde.
"ben en küçük kızıyım
çılgın elin sazıyım
okuyan kör değilse
okunaklı yazıyım"
of yaaaa ne diyebilirim ki... savrulsun herşey bir yerden bir yere. körüm, sağırım, dilsizim ben yine. aşkımlayım ya yeterrrrrr banaaaaa.
umurumda değil şu an hiç birşey hiç ama hiç birşey. sekerek yürürüm Istanbul'dan Erzurum'a. yorulmam bile hatta. dr.lardan çok, eski aşkıma kavuşmak verdi bana tekrar can. oh beeee... hayat budur işte...
bağırasım var avaz avaz...........
"hi, bu nasıl lakırdı Meftun'um" "sen bizi koyup gittikten sonra Adem'cim suyu çekilmiş değirmene döndüm"........
beynimde dönüyor yüzlerce cümleeeeee
içim enerji dolu
sabırsızım
pazar paaaazar paaaazaaaar olsun hadiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
olsun hadiiiiiiiiiiiiiiiiiii
daha salı ama yarın pazar olsa olmaz mı?
aşkıma kavuşmakkkkk
istiyorummmm yenidennnnnnnnnnnnn
sahneeeeee
ışıkkkkkk
müzikkkkk
kulisssss
heyecannnnnnnn
sufleeeeeeeeeee
selammmmmmmmmm
alkışşşşşşşşşşşşşş
VE PERDEEEEEEEEEEE
oh beeeeeeeeeeeeee
Ömerrrrrrrrrr hayat verdin be hayattttttttttttttttttttttttt
TİYATROMMMMMMMA DÖNÜYORUMMMMMMMMMMM
sadık yarimmmmmmm benim
oh beeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
ohhhhhhhh
(hups! toparlanayım hemen)
ne diyordum?
hih hatırladım
evet, Istanbul "ben geldim" yeniden!!!

hayır hayır (geyiklerimden ama iyi geldi :))


pek değerli okur kitlem.
artık anlasak diyorum efennim. neyi mi?
madem dünyaya bir kere geliyoruz o halde bu tek gelişin tadını çıkarmak yerine, neden uğraşıyoruz birbirimizle di mi efennim?
bu kadar basit olmak zorunda değilizdir pek tabi ki.
uğraşcek bunca güzellik varken di mi efennim?
sizi derhal ve şiddetlen düşünmeye davet ediyorum.
davetimi kabul buyurun. pek bi muhterem cemaatim, sözlerime kulak verin. şu canım dünyanın, size ait hayatın, bizim olan yaşamın içine etmeyin. kırıp da kırmamazlıktan, bilip de bilmemezlikten, görüp de görmemezlikten gelmeyin.
ne demiş büyük sanılan ama belkim de yaşadığı zamanı düşünecek olursak büyük de olan Goethe?hayat dans ediyor. doğa dans ediyor. ve size hiç sormadan alıyor dansına katıyor sizi. başlıyor sizinle dans etmeye. ve yine hiç sormadan dansa devam etmek ister misin, diye atıyor seni dansından. yeni partnerlere yer açıyor ve onlara da hiç sormadan, onları dansına katıyor... (bkz. Goethes Naturauffassung. boş laf etmeyiz biz efennim, tercüme edip özetledik herald.)
bunca sözden soora halaaa aynı tas aynı hamam devam ederse insanoğlu, biriktiriyorum şimdiden ağzımda tüm enzimleri gerektiğinde suratlarına tükürmek içün.hani benimki devede kulak misali ama devenin kulağı da olmasa?... di mi ama?
efennim pek bi dertliii pek bi üzgüün, pek bi yalınım bugüüün. çünki çok mutsuuuz ve yapayalnız kaldık, ben ve başdanışmanım Edibem Özlemim Edim Birsözüm, saygıdeğer (belki değmez) arkadaşım.ne yaptıysa garibim yanlış anlaşıldı yanlış aktarıldı. zavallı şimdi hiç birşey yapmiicakmış.
dedim ona "seçimlerin hatalı" amma ve lakin hatayı görmeden anlayamaz insan hata olduuunu di mi efennim?
neyse ki gördü, öğrendi sevip de düşünmemezlikten geldiklerini. düşünüp de göstermemezlikten geldiklerini. şimdi kızmiicam ona hiç.
haklı çünki sevmemekte ya da düşünmek istememekte. çoook üzdüler onu çoook.
o yüzden bu eşi benzeri olmiyan müthiş ve mükemmel ötesi, fevkaladenin fevkindeki yazımı kendisine ithaf ediyorum affınıza şeederekten.
"canım dostum, boşveeeerrrr. ağzı olan konuşuyor sloganının dillere marş olduu bi ülkede yaşıyo ve yine de olanlara şaşırıyosun. etme eyleme. takma bileee. bak senin sana ait olan, hayat verdiğin bi canın var, onu düşün sadece. onun dışındakilerrrr ister gelsinler, ister sevsinler, ister konuşsunlar hiiiiç muhatap dahi olma. ne güzel ne büyük bi düşün var, ulaş ona. kırılmak yok bundan böyle, şaşırmak da. ne şaşırtacak olanı, ne kıracak olanı yanına yaklaştırma. işte sana çözüm, a benim iki gözüm."
efennim kıssa değil belkim amma hisse almak isteyenler var ise buyursunlar alsınlar bakem. istedikleri hisseleri alıp şöööle bi kasa önünde kuyruua girsinler. yok canım para ödemek içün diil, fişini almak içün. verdiim hizmetin vergisini çalmiim di mi efennim?
hadi hoşçakalın boşçakalmayın. hatta hoş kalın, boş kalmayın. zira boş kalanı sevmezmiş yaradan. boş kalmamak içün de gereksiz doluluklar yaratmayın. bi işe yaramaz. ama size de güven olmaz. iisi mi siz hoş da kalın boş da...
herbirinizi en boş en hoş yerlerinizden öpüyor ve tüm günlerinizin beni düşünmekle geçmesini diliyorum efennim.
sağlıcakla kalın, solucakla ince ( espiritüel kişiliğimle olaya yumuşaklık şeediim dedim ki daha fazla gerilmesin danışmanım ;))GÜLFİDANınız...

Perşembe, Ocak 18, 2007

TEK SENDİN. KİMSE OLMADI. ÇOK SEVİLDİN AMA BİLMEDİN.
ŞİMDİ SENSİZİM, SEN BENSİZ.
MUTLUYSAN BÖYLE DİYECEK SÖZÜM YOK SANA
AMA BİL AŞK, BİL Kİ
KİMSE SENİ SEVEMEZ BANA YAKIN
KİMSE SEVİLEMEZ SANA YAKIN
"GEL" DEYİŞİNLE SİLERİM HERŞEYİ BİL. GELİRİM YOLUNA HER NERDEYSE VE NE KADAR UZUNSA...
DEMEZSİN AMA BİLİRİM DE.
BİLİRİM DE İNADIN ÇOK GÜÇLÜ...
BİLİRİM AŞK
BEKLEDİM BİR İŞARETİ HERHANGİ BİR ÜMİDE... YOK
YOK AŞK ÜMİTSİZ İŞTE.
"GEL" DEMEDİN BİR KEZ BİLE BİLİYORDUN ÇÜNKÜ BİR "GEL" DEYİŞLE DÜNYAMIN SANA VE SENDE DÖNECEĞİNİ.... DEMEDİN, DEMEZSİN DE...
O YÜZDEN "HOŞÇAKAL" "HOŞKAL" DUALARIM SENİNLE...
KİMSE SEVEMEZ SENİ BENİM SEVDİĞİM GİBİ VE KİMSEYİ SEVMEYECEĞİM SENİ SEVDİĞİM GİBİ...
MADEM "BİTTİ" GİT GİDEBİLDİĞİN KADAR UZAĞA... AMA HİÇBİR ZAMAN BULAMAYACAKSIN KİMSEDE, NE TENİMİ NE AŞKIMI SANA DUYDUĞUM.
VE BEN KİMSEYE SUNMAYACAĞIM NE TENİMİ NE AŞKIMI
SENDE KALDI HEPSİ... SENDE KALDIM ÇÜNKÜ...
SENİ SEVİYORUM
SENİ SEVİ YORUM
SENİ SEVİ YOR DUM
SENİ SEV DİM
SENİ SEV...
BENİ SEVİYORSUN
BENİ SEV İYORSUN
BENİ SEV İYORDUN
BENİ SEVDİN
BENİ SEV...

Çarşamba, Ocak 17, 2007

N.Ü.den

Kadın adamı çok seviyordu...
Yemyeşil ovalarını verdi adama
Yaşam fışkıran.
Beni seviyor musun?
Evet, dedi adam...
Güneşini, ayını verdi kadın
Yıldızları taktı bir bir adamın omuzlarına...
Beni seviyor musun?
Tabi, dedi adam...
Kadın çağladı
Gürül gürül akan pınarını verdi adama.
Beni seviyor musun?
Elbette, dedi adam...
Kadın bağlandı
Yaşam ipini adama verdi.
Bir oldular tek oldular adamla.
Beni seviyor musun?
Biliyorsun, dedi adam...
Kadın dağlarını verdi adama
Tırmandılar doruklara.
Beni seviyor musun?
Aşağılara baktı adam zirveden.
Başkalarını gördü
Sustu adam...
Ağladı kadın...
Gözyaşını verdi adama
Almadı adam...
Kadın onurunu verdi adama
Şaşırdı adam...
Sordu yine usulca kadın
Beni mi seviyorsun?
Onu da seviyorum seni de, dedi adam...
Sustu kadın...
Verecek bir şeyi kalmadığında...
Senin yüreğine ihtiyacım var, dedi adam
Başkasını sevebilmek için...
Çıkarıp yüreğini verdi kadın.
Korktu adam...
Beni sevmiyor musun, dedi adam.
Sesi yoktu kadının söyleyemezdi.
Gözleri yoktu kadının ağlayamazdı.
Kalbi yoktu kadının sevemezdi.
Onuru yoktu kadının yaşayamazdı.

herşey sende gizli C.Y.


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak
bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Pazar, Ocak 14, 2007

..........

başa sardım tarihi... eylül 1996.
on senemi yok saymaya istanbul'u tepeden seyrederken karar verdim. içim soğuktan titrerken güneşine rağmen günün. yarın 15 ocak 2007. eylül 96dan bir gün sonrası yani.
başa sardım kendimi, istanbul minicikken ayaklarımın altında. karşımda kocaman bir yeşillik. bir zamanlar var olmuş, adları şimdi taşlarda yazılı insanların yeşerttiği yeşillik.
başa sardım herşeyi
hüzünlerim
dertlerim
sevinçlerim
isteklerim
on sene öncesinden şimdi.
başa sardım... yarın 15 ocak 2007. bir gün sonram yani. bugün 1996 eylülü... istanbul konuştu ben dinledim. ben anlattım, onlar ve istanbul dinledi. onlar. var olmuş ama artık yok olanlar.
başa sardım, eylülündeyim 96 yılının. ve yarın ocağın 15i yıl 2007...








Cumartesi, Ocak 13, 2007

hepsi bu...


Değişen ben değilim
dönüşen savaş

yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:
bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlanmak
şimdi ölüm bile yetmiyor acılarımızı tartmaya
dostlar alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi artık selamlaşmalar

değişen ben değilim
dönüşen savaş

artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya
yine de
ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri...
geceler...
yani Ahmet Haşim in kafiyeleri...

seni aklıma düşüren yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus

bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız ve kafiyelerimiz var...

işte hepsi bu kadar...









Çarşamba, Ocak 10, 2007

yenileniyorum her geçen gün. o kadar çok şey öğreniyorum ki...
ve görüyorum artık daha net. kimlerde ne ve ne kadarım biliyorum artık. bir kaç gündür hayatı yakaladım. sevmeye bile başladım diyebilirim. tekrar bir şeyler yapabilmek... kafamın içindeki organı hak ettiğince kullanmak iyi geldi sanırım.
yeni arkadaşlarım oldu, eskilerden bazılarını ayıklamıştım zaten. dost dediklerimden bir kaç tanesi "gerçek dost"muş. hatta hiç ummadığım, dost olduklarını daha önce göremediğim dostlarım varmış. hüzünlerle, kırgınlıklarla kapattığım kapılarımı açtım onlara sonuna kadar. önemsenmek ne güzelmiş, hatırladım yeniden. sıcacık bir gülüşü, içten bir sesi unutmuşum meğer. almışım kendimi sıyırmışım bir tarafa, sırf o taraftaki dünyamda yaşamış, o dünyamdakilerle olmuşum. ve o dünyamdakiler önemsemedikçe beni, eksilmişim sanmışım. bilmedikçe onlar değerimi, değersizişim bilmişim.
görmek kendimi yeniden, ne mutlu... ağlayan bir palyaçoya ne kadar çok gülermiş meğer insanlar. palyaço ya adı üstünde. artık palyaço gülecek, insanların ağlanacak hallerine. içim sanki güçle dolu. öyle korkusuz ve cesurum ki. hiç olmadığım kadar vurdumduymazım. yaşadıklarımın en güzel tarafı da bu sanırım. öğrenmem içindi belki de... ders almam için... zor geçti sınavım ama yüksek bir not alacağımdan hiç şüphem yok artık.
şimdi sırada başka hedeflerim, başka yapılması gerekenlerim var. cesaretim zirvedeyken onları da yapıp, güzel bir "ohhh" çekmek niyetindeyim.
yazılarla sohbet edip, yazılanlarla tanıdıklarım var. betüş, nakhar,nothing out of the ordinary ;) ve yazmayı isteyip de yazmadıklarım (hani belki hoşlanmazlar diye) gibi...
yolumla kesişti yolları, iyi ki de kesişmiş. görmeden bilmeden tanımak ne keyif vericiymiş. hiçbir çıkar gözetilmeden hissedilenlerin paylaşılması ne kadar gerçekmiş. yapmacıksız, olunduğu gibi.
Bekir abi'm var sonra. canım benim. beni en zor günlerimden kurtaranlardan biri. diğer bir kaç kişiden daha önce de bahsetmiştim. kedisiz ve kitapsız yapamayan biri :), en ciddi konuşmalarında bile gülmekten katıldığım ve bu yüzden azar işittiğim biriii, hayatıma bir birlikteliği ile girip, birlikteliği bitse de benim için hep var olacak biri, gözlerimle anlaşan biri, "kara" biri ;), kanımdan biriii, adımı hep -m eki ile bitiren canımdan biri ve benden olan biri... sımsıkı tuttunuz ellerimden, bazen bir telefonla, bazen bir şiirle, bazen bir bakışla, ve bazen kocaman bir sarılışa eşlik eden "seni çok seviyorum anneciğim"le...
ne mutlu bana varsınız. şanslıymışım ve şansımı sizler varken anladığım için daha da şanslıymışım.
ben de varım hep sizler için. ve yapmam gerekenleri tamamladığım gün sizlerle kutlayacağım inanın. belki bir şiirle, belki bir gülüşle, belki var gücümle sarılarak ama sizlerle...
beni hayatlarının bir yerinde "var" tutanlarla...
sizler de benim HAYATIMDASINIZ bilirsiniz umarım.
teşekkürler hepinize.......
not: cesaretim nakhar'dan, tanıdığım en cesur insandan... "neysem O'yum diyecek kadar, "benim bu, size ne" diyecek kadar cesur. sana ayrı bir teşekkür, doğal, açık, dürüst olmanın korkulacak ya da utanılacak birşey olmadığını gösterdiğin için :)
















Salı, Ocak 09, 2007

"Hayat kısa insanoğlu, kesildikçe biten otlar gibi yeşermeyeceksin bir daha."
Ömer HAYYAM
bir daha yeşermek... bize uzak.
yeşilken henüz, tadına varmalıyız yeşilliğimizin. yeşilken henüz, kıymetini bilmeliyiz.
en can alıcı yeşil olmayı istemeliyiz. en parlak yeşil olmayı.
kendimizi daha da yeşertecek birşeyler yapmalıyız. yeşil kalmamıza anlam katacak. "iyi ki yeşermişim" dedirtecek...

bir daha yeşermeyeceğiz.
yeşilliğimizi doyasıya yaşayalım...
doyasıya...
bir daha yeşermeyeceğiz. UNUTMA!



















Pazar, Ocak 07, 2007


es ist mir jetzt scheiß egal, ob ...................
von jetzt ab werde ich nie daran denken. ich weiß genau, wer ich bin... wie stark ich bin...
wie klug ich bin... trauen? nie wieder... glauben? so dumm bin ich auch nicht.
wer mit mir sein will, soll es einfach SCHAFFEN. "schaffen" ist aber leider nicht so einfach. :P
na, jetzt weiß ich noch besser, was "freundschaft und liebe" bedeutet. und weil ich es auch gelernt habe, soll ich mich auch so behandeln, wie ich mich behandeln muss... nicht wahr?
tschüsschen und küsschen ;)















Cumartesi, Ocak 06, 2007

şarkılarla başladı, şiirlerle... bende "o" olan sözlerle... dinlerken sandım ki ben konuşuyorum, hislerimi dillendiriyorum. dinlerken fark ettim ki hep O'na söylüyorum... hep O'nu düşünüyorum.
şarkılardan çıktı sonra. şarkı oldu. ta kendisi oldu şarkının. aşk oldu. aşkın tarifi O'nun adı oldu.
zamanlar oldu konuştuk dolu dizgin. görüyordu, dünyayı çünkü tıpkı benim gibi. anlıyordu. farkındaydı. yapılması gereklileri görüyordu. konuştuk hiç durmadan. aşktan da amaçtan da, davadan da amaca dair.
güldük zaman zaman gülüştük. sevdik ve sımsıcak seviştik.
bazı zamanlar oldu birlikte hüzünlendik. sinirlendik.
korkularımdan çekinip üzdüğüm zamanlar oldu. üzüp üzüldüğüm.
özlediğim zamanlar oldu. hasret çektiğim...
şarkılarda başladı, şarkı oldu. aşk oldu. aşkın ta kendisi oldu.
ben oldu. parçam oldu. diğer yarım, diğer yanım oldu.
aşkım oldu, aşk oldu...
bakmayın di'li geçmiş yazdığıma. geçmiş olamaz o bende. geçmişte kalamaz hiç bir gelecekte. "oldu" dedim çünkü "oldu". yerine konamayacak bir AŞK oldu. oldu artık dönüşü yok. oldu. aşk oldu. aşkım oldu. hep kalacak "sevdiğim, erkeğim, bitanem, herşeyim" oldu. oldu işte. artık var. ve soluduğumca da olacak...
SENİ, HİÇ SEVMEDİĞİM, HİÇ SEVİLMEDİĞİM GİBİ SEVİYORUM AŞK!!!
HEP'SİN BEN DE...(kuss ile öptüm, sen anlarsın ;))








Cuma, Ocak 05, 2007

"öyle değil" değil işte, hala öyle

evet hala öyle... kendini bilmezlerin sözleriyle, kanaat getirdiğim "abdal" olmama durumum, kendini bilmezleri kaile aldığım için devam etmekte. yani hali hazırda şu yanda yine resmini görmekte olduğunuz ben deniz, eski hamam eski tas konumunda sayılmakta. amma ve lakin biraz daha bi' farklı şey etmiş(!) olarak. çünkü sabahki hırsımla gidip, yarım bıraktığım pek çok hayalimi tamamlamak üzere harekete geçmiş bulunmaktayım. hem de öyle böyle değil. gümbür gümbür geliyorum. bir zamanlar mücadelesini verdiğim ve sonra "zaman"a ve "mecburi hayat"ıma yenik düşen savaşlarımın, hedeflerimin çoğunu yarım bıraktığım yerden yakaladım. bu sefer tamamlamak üzere... hadi bakalım hayırlısı ;)
he bi' de: "seni çok seviyorum aşkım"








bugün 5 ocak Uğur'um... 5 Ocak


gitmeseydin ugur'um, terk etmeseydin bizi, bugün sana "iyi ki doğdun" diyecektim, diyecektik. "İYİ Kİ DOĞDUN UĞİ'M" nice yıllara'sız iyi ki doğdun. iyi ki vardın. iyi ki güldük seninle doyasıya. iyi ki dertleştik. iyi ki dört kuzen, iyi ki "biz" olduk. iyi ki vardın. iyi ki varsın.
kalsaydın bizimle,acele etmeseydin o nasıl olsa gidilecek yere gitmek için, 28din bugün. 28. sen haksızlık ettin bu sayıya oysa. 24ten sonrasını hiçe saydın. 25, 26, 27, 28, 29...... 64... daha çok sayı vardı halbuki. dünya dönmeye devam ediyor çünkü. ve her dönüşü yeni bir sayı bizlere. her dönüşünü sayıyoruz ne hikmetse. hatta o döndükçe biz seviniyor, kutluyoruz. o, güneşi tavaf ettikçe biz yıllanıyoruz, yaşlanıyoruz. ve yaşlanmalarımızı kutluyoruz Ugi'm, ne gülünç di mi?
sensiz kaldığından beri dünya, sensiz kaldığımızdan beri bizler, gece ve gündüzlerimize devam ediyoruz hiç durmadan. herşey aynıyken herkes değişiyor. ve gözyaşları, "of"lar yaşımızla birlikte büyüyor, artıyor.
belki de bu yüzden, kahkahalarının sayısı hala gözyaşlarından çokken gittin. belki de bu yüzden aldı seni bizden hayat. gülmek sana çok yakıştığından... gülüşlerinin en bol zamanındayken gitmen belki de bu yüzden Uğur'um.
hayallerin vardı, eminim gitmek istemedin. sevdiğinin kollarındayken neden gittiğine bir anlam veremedin eminim. bizim canımızı acıtmak istemedin eminim. dünyanın güneş etrafı turlarına eşlik etmek istedin, eminim. geceleri gündüzleri yaşamak, solumak istedin. diğer sayılarla tanışmak istedin, haksızlık etmen kasıtlı değildi, eminim. eminim Ugi'm eminim. biliyorum...
bekle Uğur'um, gelince yanına beraber sayarız dönüşlerini dünyanın. "yaşarken" sayanlardan tek farkımız, gözyaşlarımızın, hüzünlerimizin, acılarımızın olmaması olacak ne güzel.
bekle kuzen, gelince beraber sayacağız...
seni çok seviyorum
"İYİ Kİ DOĞDUN KUZEN İYİ Kİ..."















aptalmışım abdal değil...

şu yanda resmini gördüğünüz, ben deniz; aptallığını anlamış bulunmaktadır. vatana millete hayırlı olsun. bu kadar oynanırdı bir insanla. halbuki biraz bekleseydi, zaten sonundaydım zamanımın. kurtuluşu doğal yoldan olacaktı.
giderayak öğrenmek "aptallığımı" acayip bozdu, yıktı beni.
bugünden sonra yaşam şeklim değişiyor haberiniz ola... kendime saygımı ve güvenimi geri kazanmadan vedalaşmak yok bu hayatla.
bana müsaade şimdi. ara vermiştim kavgalarıma. tekrar dalıyorum "en önde" olduğum yarışlarıma...
eveeeet, nerde kalmıştım?...








Perşembe, Ocak 04, 2007

felsefi saçmalama!

"görsem" diyorum bazen. insanları tepeden seyretsem. ta en uzaktan... o kadar uzak ki dünya üzerindeki her canlıya ulaşabilsin bakışlarım. hepsini aynı anda izleyebilsem. aynı anda aynı zamanda neler farklı herkeste... doğaya aykırı olanlar hariç, dışlarımız bir... iki göz, iki kulak, bir ağız herkeste. içlerimiz de öyle... kalbimiz yaşatıyor hepimizi, hepimizin röntgeninde aynı sırıtış.
sonrasında başlıyor ayrımlar. erkekler kadınlar. yaşlılar çocuklar. esmerler sarışınlar. güzeller çirkinler... duygusallar katılar, cesurlar korkaklar, ciddiler şakacılar... bu kadar çok "fark"ı bir de kendi aralarında kombine edersek... güzel sarışın korkak. ya da esmer korkak güzel... gibi, sonsuz "tür" çıkıyor karşımıza. bu sonsuz türün hepsi de doğuyor bir anadan. büyüyor istemese de. ağlıyor, gülüyor, yiyor, içiyor...seviyor nefret ediyor... ve sonları da hep aynı oluyor.
ve ben bunları düşündükçe herşey çok saçma, çok anlamsız geliyor bana. hani, uzaktan seyredip de göreceğimi tahmin ettiğim herşey... insanların uğraşları mesela, koşturmacaları, savaşları... doğanın bizden istediği mücadeleye eklediğimiz "insana" has mücadeleler... çok saçma geliyor işte.
ama ne yaparsam yapayım bu saçmalıkların bir parçası olmaya, saçmalıklara yeni saçmasapanlıklar katmaya devam ediyorum.
Hayatın anlamı bu mu şimdi? :)