Cumartesi, Aralık 08, 2007

bir hayale veda (mı etmem gerekiyor acaba?)

bir hayaliniz vardır. bir hedefiniz...
ona ulaşmak için pekçok şeyi arkanızda bırakırsınız.
tam elinizi uzatırsınız, yakalamak üzeresinizdir, "hop" biri kapıverir önünüzden onu.
yine başlarsınız, yeniden... koşarsınız, çabalarsınız. neyse yapmanız gereken on katı bir çabayla yaparsınız.
heh işte ordadır. yakınsınızdır artık, yaklaşmışsınızdır. tam elinizi uzatırsınız, "hop" biri gelir ileri itip uzaklaştırır yine sizden onu.
yok yok pes etmezsiniz.
yine başlarsınız mücadeleye, tüm gücünüzle.
üstelik bu sefer onu sizin için sıkı sıkı tutan hatta size uzatan biri vardır.
işte ordadır, iyice yaklaşmışsınızdır. bu kez, evet bu kez sizin olacağını bilmenin mutluğu ile koşarsınız.
tam elinizi uzatmış ona kavuşacakken, ayağınız takılır ve düşersiniz.
ya düştükten sonrası?
artık yorgunsunuz ve düştüğünüz yerde kalıp soluklanmak, dinlenmek mi istersiniz, yoksa yeniden ayağa kalkıp koşmayı mı? he unutmadan yalnız koşu düştüğünüz yerden değil yine en başından başlayacaktır... en başından... taa başından :(

3 yorum:

zihni örer dedi ki...

tam elinizi uzatmış ona kavuşacakken, ayağınız takılır ve düşersiniz.
ya düştükten sonrası?
artık yorgunsunuz ve düştüğünüz yerde kalıp soluklanmak, dinlenmek mi istersiniz, yoksa yeniden ayağa kalkıp koşmayı mı? he unutmadan yalnız koşu düştüğünüz yerden değil yine en başından başlayacaktır... en başından... taa başından :(



Yaşamın tüm koşulları, yer yüzü coğrafyası gibi engebelerle örülüdür bilirsiniz. Bizim coğrafyamızda engebelere ek bir de Robenson tuzakları mevcuttur. Çocukluğumuzdan sonrası hayatımızda bunlara bağışıklıklarla büyümeye çalışırız hep. Yoksa sonumuz, evcil kuşların vahşi doğa koşullarındaki kaderini andırır.
Bu yüzden düşe-kalka yol almanın kaçınılmaz olduğunu bilerek yola çıkarız hep. Yaşam maratonuna çıkarken ya bir kısım kişilerden geride başlarız starta, ya da ayağımıza onların bir şekilde bağladığı ağırlıklarla.
Yarı yolda düşüren yorgunluğumuz kaçınılmaz bir sondur sadece. Ama düştüğümüz yerde alacağımız soluk “yerde kalma” fotoğrafımıza son pozunu bırakıp, yeniden ayağa kalkma hamlesinin tetikleyicisidir o an.
Yeniden ayağa kalkıp koşmak üç adım ileride yeniden düşmeye çanak tutacaksa, kaldığımız yerde ciğerlerimize depolayacağımız oksijen, yeniden mücadele hırsımızın gıdası olacaktır.
Zira, savaşta geri mevzilere çekilmek yenilgiyi kabul etmek değil, yığınak yapmaya zaman ayırmaktır.
Aptallar karşısında pes etmek,
düştüğün yere mezar taşı dikmektir.
Asıl iş, ölümle yüzleşene dek,
hiçbir şeye “son” dememektir.

Yaşam koşusunda düştüğünüz yere kadarki aldığınız yolu “yitik yol” sayamazsınız. Çünkü, “tecrübe” kavramının asıl hammaddesi burasıdır; bir sonraki koşu için işe yaradığı görülecektir.

sevgiylekal

Adsız dedi ki...

ulaşma çabaların her seferinde olumsuzlukla sonuçlanıyorsa,
her seferinde yeni baştan tüm gücünle çabalamak yerine biraz durup mantıklı düşünmek gerekir.
Eğer ulaşmaya çalıştığın dediğin gibi bir hayalse iki kere düşünmek gerekir veya artık hayaller kurmak yerine planlar yapma zamanı gelmiştir..

ismilazımdeğil dedi ki...

bence hedefin her neyse ulaşmak için vazgeçme. çünkü görüyorumki sen öyle mutlu oluyorsun.