Salı, Kasım 14, 2006

soğuk iliklere işleyecek türden. ama güneş engelliyor soğun içime sızmasını. içimi kıpırdatıyor aydınlığı, tenime değdiği yerdeki sıcaklığı. güneşli ve soğuk bir gün bugün. kötü ve iyi bir gün bugün. yalnız ve kalabalık bir gün.
evden çıkar çıkmaz sıcacık ve pırıl pırıl güneş ışınları buz gibi rüzgarla elele karşıladı beni evin bahçesinde.
dışardayım ne güzel.
adımlarımı atmaya başlarken, yine düşüncelere boğuldum. sonra birden "düşünmeden" dedim. evet hiç bir şeyi...
yokuştan inerken hergün etrafımda gördüğüm ama sadece gördüğüm herşeyi inceledim bugün. evleri, insanları, ağaçları, çöp kutularını bile.
yokuşun sonu kalabalık keşmekeş ahmediye meydanıydı. herkeste bir telaş, bi yerlere yetişme çabası. derin bir nefes aldım. boğuluyordum çünkü. adımlarım hızlandı. bir an önce gitmek istiyordum. derken evet. işte masmaviydi. tıpkı tahmin ettiğim gibi. gökle aynı. maviydi gök deniz gibi. maviydi deniz gök gibi. iskeleye koştum. eminönüne bir jeton aldım. vapur kalkmadan yetiştim. yan tarafa dışarıya oturdum. gözlerimi kapatıp rüzgarı dinledim. insanların gürültülerini arkada, fonda bırakarak.
çalıştı vapurun motoru. bembeyaz köpükler oluştu denizde. ve sonra şairin dediği gibi "mavi patiskayı yırtarak" yola koyulduk. martılar yine atılan simitleri kapabilmek için eşlik ediyorlardı seyahatime. simidi kapan sonuna geçiyordu sıranın. kızkulesi. şemsipaşa. salacak. harem... ohhh... nefes. rüzgar. güneş. tebessüm. "iskele verilmeden" vapurdan atlamalarla yanaştık eminönüne. sonra yine düşünceler düşünceler. yürürken ne kadar çok düşünüyormuşum meğer. sultanahmetteyim. telefonum çaldı. kim olduğuna bile bakmadım. sultanahmette bi banktayım. güneşle. oturdum "hiçbirşey" yapmadan. hatta düşünmeden bile. düşünmeden ama gerçekten düşünmeden. yani düşüneceğim şeyleri bilerek ve isteyerek seçtiğim zaman ben buna "düşünmek" demem. öyle yaptım. ne düşüneceğimi seçtim ve bilerek isteyerek seçtiklerimi düşündüm. oturdum. bakındım. seyrettim. düşünmeden düşündüm. gözlerimi etrafta dolaştırdım bol bol. genç insanlar, orta yaşlılar, ihtiyarlar, çocuklar... kuşlar, köpekler, kediler, ağaçlar... güneş. kalktım banktan, kalktığım yöne doğru yürümeye başladım, varış yeri belirlemeden. yürüdüm. vitrinlere baktım ama görmedim. laf attılar birkaç kez. işittim ama duymadım. güzel sözlerdi sanırım. tanımadıklarımdan gelen, tanıdıklarımdan bekleyip de duyamadığım sözler... kapalıçarşı. kalabalık. kargaşa. gürültü. renkler. sesler. kokular. yürüdüm. düşünmeden düşünerek. bedestanda bi kahveye oturup çay içtim. üzerimdeki gözleri görmezlikten geldim. neye bakıyorlardı ki? düşüncelerimi anlamak için değildi eminim ama ben öyle hissetmek istedim. hesabı ödedim, paraüstünü beklemeden yine yürümeye başladım. düşündüğümü farkettiğimde eminönündeydim yine. düşünerek bindim vapura. vapurda yine düşünmeden düşünerek üsküdara ulaştım. uzatılan iskeleden indip karaya ayak bastım. kalabalığın içinde düşünerek eve döndüm. güneşle buluştum bugün. güneşle konuştum. kapıyı açıp eve girdim. güneşi de çağırdım ama gelmedi. başkasıyla sözleşmiş. vedalaştık. eve girip yalnız kaldım. müzik açtım. içecek birşeyler koyup bunları yazdım. şimdi bir soru size... cevabını papatya falında arıyorum aslında ama sizden de duymak isterim bakalım falımla aynı mı?
yaşıyorum... yaşamıyorum... yaşıyorum... yaşamıyorum... sapını da sayarsam "yaşıyorum" çıkıyor.








Hiç yorum yok: