Cumartesi, Ocak 26, 2008

?


kendimi kanat çırpmasını bilmeyen minicik bir kuş yavrusu gibi hissediyorum bazen.
olduğum yerde çırpınıp duruyorum sanki.
gökyüzünde süzülemiyorum doyasıya.
izliyorum bembeyaz bulutların üstünde uçabilenleri, aşağıdan.
maviliklerdeki özgürlüklerine dalıyorum.
çırpınıyorum yine.
daha çok.
tüm gücümle.
olmuyor.
düşüyorum her seferinde.
ve her seferinde ümidim biraz daha azalıyor.
belki başarırım,
uçarım ben de birgün belki.
bırakırım kendimi bir uçurumun kenarından özgürce.
düşene kadar uçarım.
bir kerelik olsun uçabilmiş olmanın tadına varırım, düşerken.
biterken herşey, mutlu biter belki.
belki...

4 yorum:

zihni örer dedi ki...

biterken herşey, mutlu biter belki

...derken uyanıyorum (mu?)

yaşama bir yerlerinden tutunabilmek ve tutunduğun yerde bir gül saksısı yaratabilmek için, tanrı olmaya gerek yok.
Ama sadece, rüyadan uyanabilmek şart. Böyle "kramp rüya"lardan uyanabilmek için ya kendin ya da birinin, hislerine çimdik atması gerekebilir.
Yaşama musallat olan (yapışan) enfeksiyonlardan kaçınılmayabilinir; enfeksiyonlar vijdan taşımıyorsa, yakılan ağıtlardan yarar çıkmaz. Onunla anladığı dilden savaşmanın yolu, ona işleyen silahı sağlamakla olabilmekte.
“Umutsuzluktan mutluluk türetilebilmeyi” ancak din tüccarları önerebilmekteler. Birleşmiş milletlerin “dünyada en mutlu toplum” araştırmasında, birinci sırayı bir Afrika ülkesindeki yoksul bir toplumun almasında bir anlam vardır elbette.
“kendini kanat çırpmasını bilmeyen minicik bir kuş yavrusu gibi” değil de, altyapısında hiçbir verisi eksik olmayan, milyonlarca insanın yerinde olabilmek için can atabileceği biri olarak hissetmeye ne desin? Zira “altyapı üst yapıyı belirler” demişti Marks.
sevgiyle...

Bir Sevgi fedaisi dedi ki...

"Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü, İslâmiyetin telkinatiyle küfr-ü mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâp etmiştir. O telkinatın kâfirlerde de yaptığı in'ikâs ve tesirat sayesinde, kâfirlerin, hayat-ı ebediye hakkında ümitleri vardır. Bu sayede, dünya lezzetleri ve saadeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler elemlere inkılâp etmez. Yalnız tereddütleri vardır. Tereddüt ise, her iki tarafa baktırır. Devekuşu gibi, tam mânâsıyla ne kuş olur ve ne de deve olur. Ortada kalarak her iki tarafın zahmetinden kurtulur."
Not: Din tüccarlarına kızıp islama sırtımızı dönmeyelim, insan bilmediği şeye düşmandır, araştırırsak en azından bilgi sahibi oluruz.

zihni örer dedi ki...

Sn. Arkadaş,

yorumunuzu ciddiye aldım ve ne anlatmaya çalıştığınızı anlamak için çaba sarfettim. "not" bölümünden önceki kısımlardan pek bir şey anlamadığımı söyleyebilirim.
"not" kısmında "araştırırsak bilgi sahibi oluruz" diyorsunuz. Haklısınız, araştırmadan, öğrenmeden fikir saibi olununca, bir yığın safsatayı gerçek yerine koyabilir insan.
Elimdeki internek imkanıyla kısa bir araştırma yaptım, burada
sizin hoşunuza gitmeyeceğine inandığım, farklı (eleştirel) bir din youmuna rastladım. Burada siyah harflerle yazılan ayetleri kitaplığımdaki kurandaki yazılanlarla karşılaştırdım, siyah yazıların bu blog sahibi tarafından çarpıtılmadığını tespit ettim. Ama, mavi harflerle yazılan yorumlar çok etkileyici ve alışılmadık bir bakış açısı getirdi.
Biliyorum, ayetler asla eleştirilmez ama, savunulan bir şeyin karşı tezi olmayacaksa, akla hitabetmeyeceği düşünülemez mi? Emirlerin savunması değil, sadece uygulanması olmaz mı?
Çünkü, savunmaya çalışmak, karşı tezi de beraberinde getirmez mi?
Bu blogdaki kişi de bunu yapmış.
Bu kapsamda din tüccarlarına kızmaya, dinleri de asıl kaynağından anlamaya devam edeceğim.

BirSevgiFedaisi dedi ki...

Zihni bey, bahsettiğiniz blogu okudum. Blogcu kendine göre yorumlar yapmış. Allah, bu gibi yorumcuları Al-i imran suresi 7. ayette şöyle anlatmaktadır.

"Sana Kitab’ı indiren O'dur. Ondan, Kitab’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimiz'in Katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez."

Bu ayetin kısacık mealidir. Uzun izahat için ayetin tefsirine bakmalıdır. Ayrıca dini konular münakaşa suretinde konuşulmaz. Bu konulara samimi olarak ilgi duyuyorsanız size öncelikle Risale-i Nur adlı kitapları tavsiye ederim. Bu kitaplarda Allahın varlığını ve birliğini bilimsel ve mantıki olarak anlatan bölümlerden bilhassa (yirmiikinci söz)den başlayabilirsiniz. Sonra da "tekrar diriliş"i ve ahireti anlatan bölüm (Onuncu söz) okunabilir. Hz. Muhammedin hak peygamber olduğunı ispat eden (Ondokuzuncu söz) ile Kuranın mucizeliğine dair (yirmibeşinci söz) okunabilir. Bu konularda isterseniz her türlü diyaloga açığım. Bana mehhasbek@yahoo.com adresine de yazabilirsiniz.

Saygılarımla