Salı, Nisan 17, 2007

böbeğme...

"pat" diye geldin. gelişine inanmadım açık söylemem gerekirse. "bu bir oyun" dedim ve ben de oynamaya başladım. sonra hüzünledi hayat beni yine. aldı gitti benden birini daha.
öyle zamanlarda hep düşünülür ya; yalnızlıklar ve geçmiş. o düşüncelerdeydim bana, her "düşünülüyorsun"u hissettirdiğinde. belki içten, belki yapmacıktı bilmem. ama ben içtendir dedim.
öyle olsun istedim.
"gel katıl" dedim "bana". gel hayatımda ol.
oldun.
ne olarak, kim olarak bilmem. ama beni gülümsetiyorsun. ısıtıyorsun. mutlu ediyorsun.
ve ben, seni yaşamayı çok seviyorum. senin ne düşündüğünden emin olmadan.
olamam ki.
içindekileri gösterdiğince bilirim.
ama "olmak ya da olmamak" umurumda değil. "bütün mesele bu değil" benim için.
bende ne olduğun önemli.
ve sen bende çok "şey"sin. pek çok hem de...
kelimelerinle mutluyum, neşeliyim ya yeter bana. sen dahi inanmasan bile onlara, ben inanıyorum ya...

yani şudur sözümün özü: veni vici sevdim seni :)

2 yorum:

zihniorer dedi ki...

Bir süre blog meydanlarından uzaklaştığımdan, diyeceklerim
duraklamanın tutsaklığında bir metal yorgunda şişti sanki.
Neler desem, neler dizsem diyorum şu aşk tanrıçasının buğulu
zemininde, ak harflerle boncuk boncuk dizebileceğim nasıl bir anlam kolyesi bırakabileceğim?
Ağlayanla ağlamak, yorulanla yorulmak, savrulanla savrulmak hamurumda mı yoksa dumurumda mı kök salmış bilemiyorum sanki.
Mesajların taşa mı yoksa "baş"a mı gidiyor kardeş?
Bu aşk maratonunda akıtacağın ter ile göz yaşı aynı ıslaklığı sağlamayacağını biliyorsun değil mi kardeş?
hoşçakla kardeş, dostçakal.

edi.ben dedi ki...

sözlerin nasıl yerleşiyor bana bir bilsen zihinörer. her kelimende "hayat"tan birşeyler var. cümlelerin "hayat"ı anlatıyor. taşa mı gidiyor yazdıklarım başa mı bilmiyorum. bildiğim bir tek şey var. o da gerçekten sevilmek istiyorum.
sen de HOŞçaKAL hep hoşkal...